top of page
< Back

Tabako: Japonya'da Tütün ve Kıyım Geleneği

Tabako, Japoncada tütünün adıdır; sözcük, bitkiyi ülkeye taşıyan Portekizlilerin dilinden geçmiştir. Meiji dönemiyle birlikte sigara yaygınlaşana dek Japonya'da pipoyla içilen biçim kizami-tabako olmuştur: yaprakların bıçakla saç teli inceliğinde dilinmesiyle elde edilen ve kiseru adlı ince metal pipoda kuru olarak tüketilen tütün. Bu gelenek, tütünün Avrupa'ya ve Akdeniz'e yayıldığı yüzyılda doğmuş, ancak piponun dünya tarihi içinde kendine özgü bir kol oluşturmuştur.

Tütünün adalara gelişi

Tütünün Japonya'ya tam olarak ne zaman ulaştığı bilinmiyor. Bitkinin, 16. yüzyılın ikinci yarısında Portekiz ve İspanya gemileriyle yürüyen nanban ticareti içinde Kyushu'ya girdiği kabul edilir; kimi anlatılar bunu 1540'lara kadar geriye götürse de belgeye dayanan izler ancak 1570'lerden sonra görülür. Tarihi kesin olan ilk kayıtlar 17. yüzyılın başına aittir. 1601'de Hizen'deki Hirado'ya gelen bir Fransisken rahibin yöre derebeyi Matsura Shigenobu'ya tütün tohumu sunduğu, aynı yıl Geronimo de Jesus adlı din adamının da Tokugawa Ieyasu'ya tohum verdiği kayıtlıdır; Hirado Kalesi'nin bulunduğu alandaki bir taş anıt ilk olayı anar. İlk ekimin 1605'te Nagasaki'de yapıldığı belirtilir. Yönetimin sonraki on yıllarda hem içmeyi hem de ekim alanını sınırlamayı, tütünü pirince elverişsiz topraklara hapsetmeyi denediği, ancak bu yasakların tutmadığı bilinir.

Kizami-tabako ve kıyımın inceliği

Kizami-tabako, Batı'daki tütün kesimlerinden belirgin biçimde ayrılır. Nemlendirilen yaprak sıkıca katlanıp sarılır, ardından keskin bir bıçakla iplik inceliğinde dilinir; şeker şurubu ya da aroma katkısıyla soslanmaz. İçici avucunda küçük bir tutam yuvarlayıp kiserunun minik haznesine yerleştirir ve mangal ateşinden tutuşturur. Bir dolum yalnızca birkaç nefeslik tütün aldığından buradaki alışkanlık, Avrupa piposunun uzun oturumları yerine gün içine yayılan kısa tekrarlara dayanmıştır. Yetiştiği yöre ürünün karakterini de belirlemiştir: Mito tütünü aromasıyla daimyō adını kazanmış, Mimasaka'nın sanchu-kizami denen dağ kıyımı boğazı yakmadığı kanısıyla kadın içiciler arasında tutulmuş, Nanbu'nun sert ve kolay tutuşan ürünü ise balıkçıların tercihi olmuştur. Kayıtlara göre yetmişi aşkın ayrı kizami çeşidi bilinmekteydi.

Edo döneminde nesne kültürü

Tütün, Edo döneminde hem samuray sınıfının hem de kentli tüccarların (chōnin) günlük hayatına girdi. Yanında taşınan takım, işlevin ötesinde bir zevk göstergesiydi: deri ya da kumaş tütün kesesi (tabako-ire), pipoyu koruyan kılıf (kiseruzutsu) ve bunları kuşağa tutturan netsuke denen küçük oyma tokalar. Kiseru gövdesi çoğunlukla bambudandı, uç parçaları altın, gümüş, bakır ya da demirden yapılır, kakma ve yaldızla bezenirdi. Bu takımlar bugün Japon küçük heykel ve maden işçiliğinin en incelikli örnekleri arasında sayılır; Japan Tobacco'nun 1978'de kurduğu ve 2015'te Shibuya'dan Sumida'ya taşınan Tütün ve Tuz Müzesi'nde yaklaşık 38 bin parçalık bir koleksiyon toplanmıştır.

Sigara çağı ve bugün

Meiji Restorasyonu'ndan sonra sigaranın hızla yayılması, kizami-tabako ile kiseruyu kırsalın ve yaşlı kuşağın alışkanlığına dönüştürdü. Yine de zanaat bir süre ayakta kaldı: 1929'da Japonya'da 190 atölyede 400 kadar usta kiseru üretiyordu. Metal işçiliğiyle tanınan Niigata'daki Tsubame kenti bu üretimin merkezlerinden biriydi; buradaki kiseru geleneğinin en az iki yüzyıllık bir geçmişi vardır. Bugün ise kentte el yapımı kiseru üreten tek bir usta kalmıştır. Ülkenin tütün sanayisi 1985'e kadar devlet tekelinde işledi. Briyar pipo ise Japonya'ya 20. yüzyılda girmiş, Tsuge çevresinde gelişen atölye geleneğiyle ayrı bir çizgi kurmuştur. Tütünün Osmanlı topraklarına ulaşmasıyla hemen hemen aynı yıllarda başlayan bu iki hikâye, aynı bitkinin çok farklı biçimlere bürünebildiğini gösterir.

bottom of page