Eskişehir Lüle Taşı Oymacılığı
Eskişehir lüle taşı oymacılığı, pipo yapımına elverişli blok lüle taşının (meerschaum) başlıca kaynağı olan Eskişehir'de bu taşı pipoya ve figüratif esere dönüştüren el sanatı geleneğidir. Yumuşak taşı kabartma inceliğinde işleyen zanaat, ilk atölyelerin açıldığı 1920'lerden bugüne sürmüş, ham taş ihracat yasağıyla kentte kök salmış ve coğrafi işaret korumasına kavuşmuştur.
Viyana atölyelerinden Eskişehir'e
Osmanlı döneminde lüle taşı önemli bir ihraç kalemiydi; ancak taş büyük ölçüde ham hâlde satılır, işleme Viyana ve Budapeşte atölyelerinde yapılırdı. Bu yüzden Avrupa'da taşa "Viyana taşı" dendiği de olmuştur. Kırmızı kilden lüle üreten Tophane lüleciliğinin köklü geçmişine karşılık, Eskişehir'de bitmiş pipo üretimi ancak 20. yüzyılda gelişti. Kayıtlara göre kentin ilk pipo atölyesini 1920'lerin ortasında Ali Osman Denizköpüğü (1897-1961) açtı; Denizköpüğü yurt içi ve yurt dışı fuarlarda lüle taşını tanıtmış, çok sayıda usta yetiştirmiştir. Asıl dönüm noktası ise 1972'de ham lüle taşı ihracatının yasaklanması oldu: İşlenmemiş taş yurt dışına çıkamayınca oymacılık Eskişehir'de başlı başına bir meslek koluna dönüştü, Avrupa'daki blok lüle taşı pipo üretimi ise fiilen sona erdi.
Eskişehir ekolü ve ustaları
Eskişehir ekolünün imzası figüratif oymadır: padişah başları, mitolojik sahneler, hayvan figürleri. Ustalık burada, funda kökü (briyar) geleneğindeki gibi biçim ve çizgi temizliğiyle değil, kabartma-heykel işçiliğiyle ölçülür; bu yönüyle gelenek, Batı'daki artisan pipo anlayışından ayrılır. "The Artist" lakaplı İsmail Özel, 20. yüzyılın en büyük lüle taşı oymacılarından kabul edilir ve ekolün simge ismi sayılır: 1970'lerde Eskişehir'deki dükkânında büyük figüratif çalışmalarda uzmanlaşmış, anlatılana göre Amerikalı koleksiyoncular için müze kalitesinde parçalar oymuş ve izleyiciler önünde oyma gösterileri yapmıştır. Bugün kentte aktif çalışan usta sayısının 60 dolayında olduğu belirtilmekte; İsmail Bağlan, Said Altınay ve Muhsin Erdoğan çağdaş kuşağın tanınan isimleri arasında sayılmaktadır.
Kuyudan balmumuna: zanaatın süreci
Taş; Beyazaltın (eski adıyla Sepetçi), Sarısu ve Söğütçük gibi köylerde kuyu ve galeri madenciliğiyle yerin metrelerce altından yumrular hâlinde çıkarılır. Kuyudan çıktığı nemli hâliyle kolayca oyulduğundan ustalar taşı kurumadan işlemeyi tercih eder. Geleneksel üretim; çırpma, kabasını alma, perdah ve tandırlama gibi adlarla anılan aşamalardan geçer; bitmiş pipo balmumu banyosuna daldırılarak cilalanır. Bu cila, taşın en sevilen özelliğini mümkün kılar: Pipo içildikçe emdiği katranla beyazdan altın sarısına, oradan kehribar ve kızıl-kahve tonlarına "renklenir"; bu renklenme koleksiyoncular arasında önemli bir değer ölçüsü kabul edilir.
Coğrafi işaret ve müze
"Eskişehir Lüle Taşı", Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde 26 numaralı tescille menşe adı olarak korunmaktadır ve madencilik alanındaki ilk Türk coğrafi işaretlerinden sayılır. Zanaatın hafızası ise Odunpazarı'nda yaşatılmaktadır: 2008'de Kurşunlu Külliyesi içinde açılan Lületaşı Müzesi, dünyanın ilk lüle taşı müzesi olup yaklaşık 60 sanatçının 400 dolayında eserini barındırır. Odunpazarı Belediyesi de 2018'den beri düzenlediği festivalle zanaatı yeni kuşaklara tanıtmaya çalışmaktadır.
