top of page
< Back

Eski Ticaret Basınında Pipo ve Tütün: Olgular ve Efsaneler

Eski ticaret basınında pipo ve tütün, 19. yüzyıl ortasından 20. yüzyılın ilk çeyreğine uzanan meslek dergilerinde, konsolosluk ve ticaret raporlarında, sanayi ansiklopedilerinde biriken pipo kayıtlarını anlatır. Bu külliyat pipo tarihçiliğinin ana damarı sayılır; atölyenin, kerestenin ve gümrük defterinin dilinden konuşur. Aynı sayfalar, bugün hâlâ dolaşımda olan birkaç köken efsanesinin de bilinen ilk yazılı izini taşır. Amerikalı pipo yazarı Ben Rapaport'un Pipedia'da yayımlanan alıntı seçkisi, dağınık süreli yayınlardan toplanmış örnekleriyle bu ikili karakteri bir arada gösterir.

Ölçüyle konuşan sayfalar

Bu yayınlar en çok, sayılabilir olanı anlattıkları yerde sağlam durur. 1901 tarihli bir tütün tarihi Londra'ya yılda yaklaşık kırk ton ham funda kökü (briyar) girdiğini, Nürnberg ile Ruhla'nın her birinin yılda yarım milyon pipo çıkardığını yazar. Aynı yıl bir ormancılık dergisi, kütüklerin yaklaşık yirmi beş boyda ve üç temel biçimde (“Marseillaise”, “Relevé”, “Belgian”) kesildiğini not eder. ABD Ticaret Bakanlığı'nın 1921 tarihli bir raporuna göre Korsika'da yılda altı bin ton dolayında kök sökülmekte, 1911'de adadan çıkan 1.813 ton kaba bloğun 1.505 tonu Saint-Claude'a gitmektedir. 1936 tarihli bir ahşap işçiliği el kitabı ise kaynatılıp aylarca kurutulan, ardından iki yıla varan bir dinlendirmeden geçen blokların yetmiş ayrı ölçüde kesildiğini, bunlardan yedi yüz ile dokuz yüz arası modelin çıktığını aktarır. Sayıların her biri tek bir dönem yayınına dayanır; hiçbiri bağımsız olarak sınanmış değildir.

Atölyeden gelen ayrıntılar

Aynı sağlamlık, gözle görülür işlemlerin tarifinde de sürer. 1912'de bir tütün işçileri dergisi, piyasadaki sahte briyarların elma, armut, şeftali, erik, fındık, akçaağaç ve meşe gibi ağaçlardan yapıldığını sıralar. 1907 tarihli bir dergi, içicilerin kehribar ağızlığı, ikinci seçenek olarak da ebonit (vulkanit) ağızlığı yeğlediğini, selüloitten uzak durduğunu yazar. 1918'de Saint-Claude atölyelerini anlatan bir yazıya göre gövdedeki kusurlar kuruyunca sertleşen ve ısıya dayanan bir macunla kapatılır, yüzey zımpara ve ponza taşıyla düzeltilir, ardından pipo kalitesine göre farklı banyolara daldırılırdı: sıradan mallarda koyu renk kusurları gizler, damarı güzel bir blokta ise ahşabın çizgilerini öne çıkaran renksiz yağlı banyo kullanılırdı. Dolgu (fill) tartışmasının bir asırlık geçmişi olduğu buradan anlaşılır. 1851 tarihli bir sanayi ansiklopedisi de lüle taşı pipoların erimiş donyağına, sonra beyaz balmumuna batırılıp atkuyruğu otuyla parlatıldığını kaydeder.

Köken hikâyeleri nerede çatlar

Zayıflık, aynı yayınlar “ilk kim” sorusuna geldiğinde başlar. İlk lüle taşı piposunu oyan kişi diye anılan Macar ayakkabıcı Karl Kovacs anlatısı dönem sayfalarında neredeyse bir olgu gibi tekrarlanır; oysa bu adı doğrulayan belge yoktur, elde yalnızca malzemenin 1723 dolaylarına tarihlenen ilk kayıtlı pipo kullanımı vardır. Adın kendisi de ayrı bir yanılgı üretmiştir: Almancada “deniz köpüğü” anlamına geldiği için taşın denizden toplandığı sanılmış, oysa madenden çıkarılmaktadır. Kalabaş piponun doğuşu ise kırılan piposunun ağızlığını tarlada bulduğu su kabağına takan bir İngiliz askerine bağlanır; anlatı 1912 tarihli bir eczacılık dergisine “anlatıldığına göre” kaydıyla girmiş, kaynak zinciri orada kesilmiştir.

Tarihi tutmayan “ilk”ler

Tarihlerin ne kadar oynak olduğunu görmek için iki kaydı yan yana koymak yeter. 1965 tarihli bir coğrafya dergisi ilk briyar piponun 1879'da, İngiltere'ye gelen bir Fransız usta eliyle yapıldığını yazar; oysa 1864 tarihli bir tarım dergisi gümüş bilezikli, kaz kemiği saplı bir “briar-root” pipoyu çoktan tarif etmektedir. Şirket tarihçelerinde de benzer bir gevşeklik görülür. 1920'de basılan bir İrlanda sanayi kitabı, Charles Peterson'ın Dublin'de “kırk beş yıl kadar önce” briyar ve lüle taşı pipo yapmaya başladığını anlatır. Firma kayıtlarında ise kuruluş 1865'e ve Nürnberg'den gelen Kapp kardeşlere dayandırılır; aktarılana göre Peterson işletmeye üçüncü ortak olarak sonradan katılmış, adını taşıyan nem haznesi düzeneği 1894'te patentlenmiştir. Kitabın işaret ettiği 1875 dolayı ile şirketin bildirdiği 1865 arasındaki on yıllık açıklık, dönem metinlerindeki “yaklaşık” ifadelerinin sonraki aktarımlarda nasıl kesin tarihe dönüştüğünü gösterir. Ortaya çıkan ayrım nettir: bu basın malzemeyi, işlemi ve ticaret hacmini anlatırken güvenilir, öncelik ve kuruluş iddialarında zayıftır. “İlk”, “icat eden”, “keşfeden” sözcüklerinin geçtiği her cümle, bağımsız bir belgeyle desteklenmedikçe ihtiyatla okunur.

bottom of page