Lüle Taşı (Meerschaum)
Lüle taşı, pipo dünyasının Türkiye ile en güçlü bağıdır. Bilimsel adı sepiolit olan bu mineral; hafif, yumuşak ve gözenekli yapısıyla yüzyıllardır pipo yapımının en değerli malzemelerinden biri olagelmiştir. Almanca kökenli uluslararası adı Meerschaum, "deniz köpüğü" anlamına gelir — taşın beyazlığına ve hafifliğine bir gönderme. Benzetme temelsiz de değildir: yoğunluğu suyunkine çok yakın olan, kuru bloklarda onun da altına inebilen lüle taşı, suda yüzebilen sayılı minerallerdendir. "Sepiolit" adını ise 19. yüzyılda Alman mineralog E. F. Glocker koymuştur; Yunanca sepiadan türeyen ad, taşın mürekkep balığı kemiğine benzerliğine işaret eder.
Eskişehir'in beyaz altını
Sepiolit minerali Yunanistan'dan İspanya'ya, Fas'tan ABD'ye dünyanın pek çok yerinde bulunur; ancak pipo yapımına elverişli blok lüle taşının ticari olarak işletilen yatakları fiilen yalnızca Eskişehir çevresindedir. Bu ayrıcalık taşa "Eskişehir taşı", "beyaz altın" ve "aktaş" gibi adlar da kazandırmıştır. Ocaklar kentin yakınında dar bir alanda toplanmıştır; taş, onlarca metreden 300 metreyi aşabilen derinliklere inen kuyulardan, bugün de büyük ölçüde geleneksel kuyu-galeri yöntemiyle ve basit aletlerle çıkarılır. Mohs ölçeğinde yaklaşık 2 sertliğindeki taş, yataktan nemli çıktığında sabun kıvamında yumuşaktır; ustalar padişah büstlerinden ejderha figürlerine kadar olağanüstü ayrıntılı pipoları taş henüz bu tazelikteyken oyar. Kurudukça hafifleyip sertleşen taş, sıvı ve gazlara karşı güçlü bir emici hâline gelir. Kuşaktan kuşağa aktarılan Eskişehir lüle taşı oymacılığı, bugün Türkiye'nin yaşayan kültürel miras unsurları arasında sayılır.
Piyasada iki tür ayırt edilir: doğal som yumru demek olan blok lüle taşı ile talaş ve kırıntıların bağlayıcıyla preslenmesinden elde edilen pres lüle taşı. Büyük, çatlaksız, beyaz ve homojen bloklar en değerlisidir; pres taş ise gözenekliliğini ve oyulabilirliğini büyük ölçüde yitirdiğinden ikinci sınıf kabul edilir.
Viyana taşından yerli ustalığa
Lüle taşı, 18. yüzyıldan itibaren Osmanlı'nın önemli ihraç kalemlerinden biriydi. Ham taş yaklaşık üç yüzyıl boyunca başta Viyana olmak üzere Avrupa'ya gönderilip orada pipoya ve bibloya işlendi; taşın Avrupa'da uzun süre "Viyana taşı" adıyla tanınması bundandır. 1800'lerde Eskişehir ocaklarında binlerce işçinin çalıştığı kaydedilir. Ham taş ihracatı 20. yüzyılın ikinci yarısında kademeli olarak kısıtlanıp tümüyle yasaklanınca işlemecilik Eskişehir'de kök saldı ve Türkiye, blok lüle taşında fiilî bir dünya tekeli kazandı. Yerli işlemeciliğin öncüsü olarak, soyadını taşın adından alan Eskişehirli usta Ali Osman Denizköpüğü kabul edilir. Osmanlı pipo geleneğinin İstanbul'daki zanaat kolu için Tophane lüleciliği maddesine bakılabilir.
Taşın ünü, başka malzemelerden pipolara bile ad ve biçim vermiştir: mısır koçanı pipoyu seri üreten Amerikan firması, adını taşa öykünerek Missouri Meerschaum koymuştur; kalabaş piposunun su kabağı gövdesine oturan yanma odası da geleneksel olarak lüle taşından yapılır.
İçim karakteri
Lüle taşını briyardan ayıran temel özellikler şunlardır:
Serin ve kuru içim: Gözenekli yapı nemi, nikotini ve katranı emer; tütünün tadını olduğu gibi yansıtır.
Nötr tat: Briyar gibi kendi karakterini katmaz ve hayalet aroma tutmaz; aynı haznede birbirinden çok farklı harmanlar art arda içilebilir.
Dinlendirme ve alıştırma gerektirmemesi: Briyar pipoların aksine arka arkaya içimlerde performans kaybı çok daha azdır; alıştırma (break-in) dönemine de gerek yoktur.
Bakım farkı: kurum tabakası istenmez
Briyar alışkanlığıyla yapılan klasik hata, lüle taşında kurum tabakası (cake) biriktirmektir. Briyarda hazneyi koruyan bu tabaka lüle taşında zararlıdır: gözenekleri tıkar ve taştan farklı genleştiği için hazneyi çatlatabilir; bu yüzden hazne düzenli silinerek tabakasız tutulur. Kırılganlığı nedeniyle lüle taşı pipolar özenli taşıma da ister; çoğu, kendine özel sert kılıfıyla birlikte satılır.
Patina: taşın yaşayan rengi
Lüle taşının en büyüleyici özelliği, içildikçe renk değiştirmesidir. Emilen tütün öz maddeleri taşı, haznenin dibinden ağza doğru ilerleyen bir sırayla önce bala, sonra kehribara, yıllar içinde koyu kızıl-kahveye dönen bir patinayla kaplar; piponun yüzeyine uygulanan balmumu bu renklenmeyi hem hızlandırır hem derinleştirir. Düzgün ve dengeli renklenmiş eski bir lüle taşı pipo, koleksiyoncular için hem estetik hem maddi değer taşır.
