Catlinite, Argillite ve Terrakota Pipolar
Catlinite, argillite ve terrakota, pipo tarihinin funda kökünden çok daha eski katmanlarına ait üç malzemedir. Üçü de taş ya da kil kökenlidir; üçü de belirli bir coğrafyanın ve o coğrafyada yaşayan topluluğun elinde biçim kazanmıştır. Bu yönleriyle sanayi çağının seri üretim hazne malzemelerinden ayrılır: Ölçü, atölye kataloğu değil, gelenektir.
Catlinite (pipo taşı)
Jeolojik olarak catlinite, Sioux kuvarsiti kütlesi içinde ince katmanlar hâlinde sıkışmış, metamorfoz geçirmiş bir çamurtaşıdır; bu yönüyle bir argillite türü sayılır. El aletleriyle işlenebilecek kadar yumuşaktır ve kırmızıya çalan rengi cilalandıkça koyulaşır. Literatürde çoğu kez doğrudan "pipestone", yani pipo taşı adıyla geçer. Başlıca ocaklar Minnesota'nın güneybatısındaki Pipestone çevresindedir. Bugün Pipestone Ulusal Anıtı sınırları içinde kalan alanda insan etkinliğinin izleri üç bin yılı aşkın bir geçmişe uzanır; taşın kullanımı yazılı kayıtlarda en azından 17. yüzyıla dek izlenebilmektedir.
Malzemeye adını veren kişi, ocakları kayıtlara göre 1835'te ziyaret eden ve bölgenin yerli halklarını resmeden Amerikalı ressam George Catlin'dir. Taşın Ovalar kültüründeki asıl ağırlığı törenseldir: Kalumet olarak bilinen tören piposunun haznesi çoğunlukla bu taştan yontulur. Anıt alanında taş çıkarma hakkı bugün yalnızca kayıtlı yerli topluluk üyelerine tanınmıştır ve oymacılık geleneği sürdürülmektedir.
Argillite ve Haida oymacılığı
Argillite, sıkışmış kil taneciklerinden oluşan ince taneli bir tortul taştır. Pipo alanında bu adla en çok anılan tür, Kanada'nın Pasifik kıyısı açıklarındaki Haida Gwaii takımadalarında çıkarılan siyah türdür; takımadanın resmî adı 2010 yılına kadar Queen Charlotte Islands idi. Taş yalnızca Graham Adası'nda, Skidegate yakınındaki Slatechuck yöresinde bulunur ve çıkarma hakkı Haida halkına aittir.
Haida oymacılarının bu taşa ne zaman yöneldiği kesin olarak bilinmez; kaynaklar 1800 dolayı ile 1820'lerin sonu arasında değişen tarihler verir. Erken parçalarda ahşap pipo geleneğinin biçim dilinin taşa aktarıldığı, üretimin kısa sürede kıyıya uğrayan denizcilere ve kürk tüccarlarına yönelen bir alışveriş kalemine döndüğü kabul edilir. Dönemin ayırt edici türü, dikdörtgen bir levha üzerine yoğun figür kompozisyonları işlenen "panel pipo"lardır; Haida motiflerinin yanı sıra Avrupa yelkenlilerini konu alan örnekleri de vardır. Yüzyılın ortalarına gelindiğinde parçaların büyük bölümünün içilebilir olmaktan çıkıp heykelsi nesnelere dönüştüğü söylenir. Malzemenin oymacıya kolaylık tanıyan bir yanı yoktur: Takıma direnir, kusurlarını ancak iş ilerledikçe belli eder; aktarıldığına göre bünyesindeki nem yüzünden soğukta çatlayabilir.
Terrakota lüleler
Terrakota, camlaşma noktasına çıkarılmadan pişirilen, gözenekli ve çoğunlukla sırsız bırakılan kil esaslı bir seramiktir; fırın sıcaklığı genellikle 1.000 santigrat derece dolayındadır, eski örneklerde 600 dereceye kadar indiği bilinir. Pişirme sırasında bünyedeki demir oksitler oksijenle tepkimeye girer ve gövde sarımsı topraktan tuğla kırmızısına uzanan bir ton alır. Terrakota hazneler birbirinden çok uzak coğrafyalarda karşımıza çıkar: Kolomb öncesi Mezoamerika buluntuları, 17. yüzyıl Chesapeake yerleşimleri, Lizbon kazılarında ele geçen çubuk lüleleri, Gana ve Burkina Faso'dan gelen örnekler. Bu dağılım malzemeyi kil piponun en geniş coğrafyaya yayılmış akrabası yapar.
Bu ailenin arkeoloji literatüründe en ayrıntılı incelenmiş üyesi, Osmanlı çubuğunun ucuna geçirilen lüledir. Bir ilâ bir buçuk metre arasında değişen sapı ve ayrı üretilip sapa geçirilen pişmiş toprak haznesiyle çubuk, Tophane lüleciliği örneğinde görüldüğü gibi kendi zanaat kolunu doğurmuştur. Arkeolojide çubuk lülelerinin biçim tiplemesi, kazı buluntularının tarihlendirilmesinde ölçüt olarak kullanılmaktadır.
