top of page
< Back

Hydrostone ve Reçine Pipolar

Hydrostone ve reçine pipolar, oyularak biçim verilen briyar ve lüle taşı geleneğinin dışında kalan, kalıba dökülerek üretilmiş pipoları anlatır. İki malzemeyi bir arada anmayı gerektiren şey ortak üretim mantığıdır: kalıp, ince bir oymanın bütün ayrıntısını emek harcamadan istenildiği kadar çoğaltır. Bu kolaylık pipoculukta birbirinden çok farklı iki sonuç doğurdu. Alçı esaslı hydrostone açık kopya ve onarım malzemesi olarak kaldı; reçine ise hem ucuz seri üretim haznelerinin hammaddesi oldu hem de koleksiyon piyasasındaki sahteciliğin başlıca aracına dönüştü.

Hydrostone: alçıdan kopya

Hydrostone, Amerikan döküm ve model sanayisinde kullanılan yüksek dayanımlı bir alçı türünün ticari adıdır. Alçının kimyasal temeli kalsiyum sülfat yarı hidrattır; suyla karıştırıldıktan on dakika kadar sonra priz almaya başlar, ilk sertleşmesini bir saat dolmadan tamamlar, sonraki günlerde iç kristal yapısı değiştikçe sertliği artmayı sürdürür. Donduğunda beyaz, sık dokulu ve hafif bir kütle verdiği için heykel, figürin ve kalıp işlerinde tercih edilir. Aynı nitelikler onu lüle taşının mat beyaz yüzeyini taklit etmeye de elverişli kılar.

Malzemenin pipoyla anıldığı dönem 1970'lerin başıdır. Kayıtlara göre Massachusetts'in Cambridge kentinde antika lüle taşı piposu alıp satan Michael Seiden, 1971 sonbaharında Hobbies dergisine verdiği ilanlarla kendi koleksiyonundaki pipoların ve puro ağızlıklarının hydrostone dökümlerini duyurdu. Bu parçalar sahte diye değil kopya diye sunuluyor, içilmek üzere de düşünülmüyordu. Denemeyi kısa ömürlü kılan da buydu: alçı, ateşin karşısında durabilecek bir hazne malzemesi değildir. Buna karşılık kırık bir lüle taşı haznenin onarımında dolgu olarak akla gelmeyi sürdürür.

Reçinenin pipoya girişi

Reçine, bitkisel ya da sentetik kökenli, polimere dönüştürülebilen katı veya çok koyu kıvamlı bir maddedir. Pipoya önce ağızlık tarafından girdi; 20. yüzyıl başının gutaperka ve Redmanol örnekleri erken fenol reçinelerinin denendiği yerdir. Haznede en tanınmış bileşim Brylon'dur: S. M. Frank & Co. 1966'da briyara ucuz bir alternatif olsun diye reçineyle ağaç tozunu birleştiren bu malzemeyi geliştirdi ve Medico ile Yello-Bole hatlarının bir bölümünü ondan üretmeye başladı. Her iki markada da bugün hâlâ Brylon modelleri bulunur. İçiciler arasında Brylon ucuzluğu ve kırılmaya karşı dayanıklılığıyla anılır; buna karşılık ağır durduğu ve sıcak içtiği yolunda eleştirilir. Aynı dönemin bir başka denemesi, 1963'te Super-Temp şirketinin ürettiği, hazne içi pirolitik grafitle astarlanmış "the pipe" modelleridir; 1965'ten sonra Venturi adı altında pazarlanan bu hat 1970'lerin ortasında üretimden kalktı. Malzemelerin karşılaştırması pipo hazne malzemeleri maddesinde ele alınır.

Kopya ile sahte arasındaki çizgi

Lüle taşı taklidi 20. yüzyılın icadı değildir. 19. yüzyıl İngiliz mizah basınında "meerschaum" sözcüğünü "mere sham", yani düpedüz sahtelik diye okuyan kelime oyunu bir dönem yaygındı; aynı yıllarda gerçek taşın kırıntıları kille yoğrulup pasta hâline getirilerek "yapay lüle taşı" adıyla satılıyordu. Döküm reçine bu çizgiye yeni bir imkân ekledi, çünkü kalıptan çıkan bir gövde oyma antika diye pazarlanabiliyordu. Camianın en çok tanıdığı örnek, haznesinde yanlış yazılmış bir "Gustav Fisher Jnr" imzası, gövdesinde de 1873 Viyana sergisine gönderme taşıyan pipodur. Aynı kalıptan çok sayıda üretildiği, parçanın müzayedelerde ve çevrimiçi pazarlarda tekrar tekrar ortaya çıkmasından anlaşılır; üreticisi bilinmemektedir. 2000'lerin başında bir İngiliz satıcının kendi antika lüle taşlarından aldığı kalıplarla ürettiği reçine kopyaların açık artırmalarda dolaştığı da anlatılır.

Ayırt etme notları

Döküm bir gövdeyi ele veren işaretler genellikle bir aradadır: kalıp dikişini gizlemek için haznenin daha ilk günden koyu kırmızıya boyanmış olması, kaba ve ayrıntısız oyma, her yerinde eşit kalınlıktaki çeper, kehribar yerine plastik ağızlık, gümüş yerine dökme çinko alaşımından bilezik. Camianın bir asırdır tekrarladığı iki eski ölçüt de vardır. Birincisi yüzeyin gümüşle sürtülmesidir: yapay kütlede kurşun kalem izini andıran bir çizgi kalır, gerçek taşta kalmaz. İkincisi renk değişimidir; taklit malzeme içildikçe bal rengine dönmez. Sorun tek bir malzemeye özgü de değildir: briyar tarafında 1980'lerin sahte Dunhill'leri benzer bir dönemi anlatır.

bottom of page